Twitter Güncellemeleri Buraya

Sayfalar

12 Temmuz 2013 Cuma

Berlin dediğimiz ''mükemmel'' şehir bir köyden daha da beter bir yermiş...

Senelerdir hatta asırlardır almanlar Berlin'i çok güzel bir şehir olarak tanıtıyorlar. Bir de biz görelim dedik ve bu pazartesi yola çıktık. Sabah çantamı hemen hazırladım ve tam yedi saatlik bir yolculuk için babamla sabah yola çıktık. Otobüslere bindik ve müzik dinleyerek Berlin'e doğru yol aldık. Herkeste bir heyecan, bir neşe, ben daha ne olduğunu anlayamadan Berlin'e gelmişiz meğer. Otel dediğimiz yer aslında öğrenci oteliymiş, yani bir yurtmuş. Odalarımız fare deliği gibiydi. Duşumuz yok, tuvaletimiz var, ranzalar var. 

Bilmem ne bilmem ne. O odada bir hafta kalmak çok zor olacak gibi geliyordu ilk başlarda. Daha sonra ona alıştık da, adeta bir cehennem gibi geçen pazartesi ve salı günleri için hâlâ aklıma gelen tüm hocalara sövmeye devam ediyorum. Fuck you bitches! Herhalde bütün gezinin en iyi yönü yatakların inanılmaz derecede rahat olmasıydı. Ne yediğimi, ne içtiğimi ve ne yaptığımı bile hatırlamıyorum ve bilmiyorum. Sanki beyinsiz beyinsiz dolaşmışım Berlin'i. Fotoğraf felan da çekmedim. Her yer lağım ve bok kokuyor, her yer kocaman ama birbirinden çok uzakta ve işlevsiz. Büyük demek her zaman daha iyi mi demek? Sapıksın, biliyordum.  

En kötü olay yiyememek, içememek veya başka doğal gereksinimler değildi bu gezide. En iyi arkadaşım olarak tanıdığım arkadaşın bana kendisi dayanamayıp orucunu bozduğu için bana da bozmamı söyledi, bir gün fazladan tutarız dedi. Peki dedim ve bozdum onun için. Allah'tan af diledim bunun için tabii sonrasında. Bana ''gel senin istediğin KFC'de yemek yiyelim bugün de, çünkü sen iki gündür benim istediğim restoranda yemek yedin'' dedi. E peki o zaman diyerekten yola koyulduk ve trene bindik. Saat 22.00 olmuş, ben hâlâ yemeğimi bitirmeye çalışırken birden kendisinin tavlamaya çalıştığı, inanılmaz götü kalkmış kız arkadaşı beni siklemezcesine en iyi arkadaşıma ''hadi kalkalım'' dedi ve bir güzel türkleri ve beni hakarete boğduktan sonra en iyi arkadaşımla kalktı ve trene atlayıp arkalarına bile bakmadan yurda geri döndüler. Ben dışarda bekliyorlardır diye yemeğimi bitirdim ve dışarı çıktım. Bir de ne göreyim? Ortalıkta kimse yok, bir tek karanlıktaki ben, mal mal etrafa bakıyorum acaba neredeler diye.


Hemen telefona sarıldım ve kendisini aradım. Neredesin dedim, gel beni al hemen yoksa çok fena olur senin için, bu bir tehdit değil dedim. ''En iyi arkadaşım'' Telefonu yüzüme kapatmasını söyleyen kız arkadaşını dinledi. Aradan yarım saat geçti ve ben orada beklerken karşımda iki kişi belirdi. El sallıyor bana. Keş meş dedim yüz vermedim önce. Sonra dikkatli bakınca karanlıkta arkadaşımın ve tavlamaya çalıştığı kızı gördüm. Yanlarına gittiğim zaman ''nerede kaldın ağzına sıçtığım'' dedim kendisine ve kız bana ''kapa çeneni'' diyip gülmeye başladı. İşte o anda tepem çok pis attı. Gelen trenin önüne kendisini atasım geldi. Hayatım'da hiç bu kadar birini öldürme hissi gelmemişti. Kötü olan da bunu az kalsın  tüm geleceğimi ateşe verip yapıyor olmamdı. ''Seni çok pis döverim'' dedim kıza. Biliyorum, kızlara el kalkmaz ama siz karar verin artık, benim beynim almıyor bu kızın kalkık götünü.

Trene bindik. Bana laf atmaya başladı ikisi. Susun yoksa elimden kaza çıkar dedim, susmadılar. Yumruğumu sıktığımı gördüklerinde yolculuk boyunca benimle muhattap olmadan yola devam ettiler. Yurdun önüne geldiğimizde kız benim arkadaşıma ''şu yol daha kısa, buradan gidelim'' dedi ve ben tek başıma yurda yürüdüm. Odaya daha hızlı vardım ve bir saat boyunca arkadaşımın odaya gelmesini bekledim. Böylece kendisini eşek sudan gelene kadar dövüp, ağzını burnunu kanatıp hastanelik edebilecektim. Sinirim çok köpürmüştü. Tabii ki de gelmedi. Korkusundan mıdır artık ne? Ben de  Anna'yı aradım ve onun beni sakinleştirmesini bekledim. Tabii ki de o an için işe yaradı. Daha sonra da telefonu kapatıp uyuya kalmışım zaten. Sabah şerefsiz beni sahura kaldırmamış (sahura o kaldıracaktı, anlaşmıştık, söz vermişti). Oruç tutamaz bir şekilde olmama rağmen ve Berlin'den ayrılacağımız sabah olmasına rağmen, bütün birikmiş öfkemi ondan bir şekilde ya çıkaracaktım ya da tekrar buraya geri dönüp duvara muvara yumruk atarak çıkaracaktım. 


O sırada odanın kapısından bir diğer arkadaş geldi bizde bıraktığı çantasını almak için. ''Ne oldu, niye konuşmuyorsunuz'' demesiyle bizim şerefsizin her şeyi anlatma girişiminde bulunması bir oldu. Ben tabii kulaklıklarımı takıp müzik dinliyormuş taklidi yaparken her şeyi dinliyordum. Bunu onlar çözdü tabii ama takmadılar. Şerefsiz her şeyi yanlış anlatıyor, her şeyi götünden uyduruyordu. Ben o sırada Anna için taktığım (o da benim için takıyor, muck) yüzüğü sol elimden sağ elime takmaya çalışıyordum. Son lafı ''Eğer benimle şimdi konuşmazsa onu tokatlarım'' idi ve benim sabırımı taşıran da oydu zaten. Kulaklıkları çıkarıp yatağa attığım gibi ''Hadi at bi' tokat da göreyim ağzına sıçtığımın iti'' diyerekten üstüne koştum ve yüzüğü aldığım sağ elimle yüzüne bir yumruk atıp afallamasından sonra arkasına geçip boğazını kilitledim. Kaçması veya bir şey yapması imkansızdı. Hadi tokat atsana diye tekrarlıyordum kendimi. Tabii ki de odadaki iki arkadaş beni arkadan çekiyor ve ayırmaya çalışıyordu ama ben nasıl bir güç geldiyse çocuğu boğmaya devam ediyordum. Bir köpek gibi nefessiz bir şekilde ''b.. bırak'' demesiyle kendime gelip onu bıraktım. Odanın hemen öbür ucuna koştu ve el kol hareketi yaparak ''Sen manyak mısın!'' dedi. Bunun üzerine ''o elini indir, yoksa götüne sokarım'' demem çok yakışmış olmalı ki sanki, elini indirdi.

Tam o anda beni ayırmaya çalışan arkadaş gözümün önünde bana bakarak anırarak gülmeye başladı. O sinirimle, ne gülüyorsun lan? diye sordum. Anırarak gülmeye devam etti. O gözlüğünü parçalarım dedim ve yakasından tuttum. Gözlüğünü masaya fırlattı ve o da benim yakamdan tutarak beni duvara ittirdi. Bunun üzerine ben de onun gırtlağına sağ elimle yapıştım ve sol elimle onun yakamda bulunan elini uzaklaştırmaya çalıştım. Baktım o olmadı, full güç kullanıp iki elimi de gırtlağını sıkmak için kullandım. Bu da köpek gibi hayatı için yalvarıyordu bana adeta. Bu sefer odaya altı veya yedi kişi girdi ve beni tutmaya çalıştı. Onu da odadan attılar. Onun bir alakası yoktu aslında benim şerefsiz arkadaşımla olan kavgamla ama neyse. Ben sakinleştim gibiydim ve odayı ve bavulumu toplayıp otobüse bindim ve olabildiğince en uzağa tek başıma oturup müzik ve Anna'nın WhatsApp'de yazdıkları sayesinde sakinleşmeye çalıştım ve başardım. Şu an eve geldim, Anna'ya kavuştum, aileme kavuştum ve yemeklere, içeceklere ve her şeyime kavuştum. Çok mutluyum. İnşallah bir daha böyle gezilere dahil olmak zorunda kalmam. Amin.

Bu ve bu Berlin gezisi boyunca dinlediğim iki şarkı. Bayıldım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Küfür etmeyin de ne yazarsanız yazın amk. Ironiye bak...